Tags

, ,

   Denny, “Koca bir evinin olması çok iyi. Çünkü benimkiler kayalarımı da almamı istediler” diyor. “Dostum” diyorum. “Kaç tane var bunlardan?” Denny mastürbasyon yapmadığı her gün için bir kaya parçası topladığını söylüyor.

    Geceleri kendini meşgul etmek için yapıyormuş bunu. Kaya buluyor. Onları yıkıyor. Çeke çeke eve taşıyor. Küçük, boktan şeyler yapmamaya çalışmaktansa, bu şekildebüyük ve iyi şeyler yaparak iyileşecekmiş. “Bu öyle bir şey ki, hiç yaramazlık yapmıyorum, dostum diyor Denny. “Şehirde doğru düzgün taş bulmak ne kadar zor bilemezsin tabii. Beton parçalarından veya insanların yedek anahtarları altına koyduğu plastik kayalardan bahsetmiyorum.”

    Bugün gelen çeklerin toplamı yetmiş beş papel. Paraların hepsi kim bilir neredeki restoranda beni kurtarmış olanlardan geliyor. Bu paraların mide tüpü için ödenecek tutarın yakınından bile geçmediğini eminim. Denny’ye “Toplam kaç gün oldu ?” diye soruyorum. “Yüz yirmi yedi kaya kadar oldu” diyor Denny. Yanıma geliyor yaş günü kartlarına ve çeklere bakıyor.”Eee, annenin şu meşhur günlüğü nerede?” diye soruyor. Yaş günü kartlarından birini alıyor. “Okuyamazsın” diyorum. “Affedersin dostum” diyor Denny ve kartı yerine koymaya davranıyor. Hayır, diyorum. Günlüğü okuyamazsın çünkü yabancı bir dilde yazılmış. O yüzden okuyamazsın. Ben de okuyamam. Herhalde annem, ben çocukken gizlice okumayayım diye o dilde yazmış. “Dostum” diyorum, “sanırım İtalyanca.” Denny, “İtalyanca mı?” diye soruyor. “Evet” diyorum. “Bilirsin işte, spagetti falan.” Kocaman ekose montu hâlâ üzerinde. “Yemek yedin mi?” diye soruyor. Daha yemedim. Makbuz sarfını yapıştırıyorum. Denny, “Sence beni yarın işten atarlar mı?” diye soruyor. Evet, hayır, belki de. Ursula onu gazete okurken gördü. Bankaya verilecek makbuzlar hazır. Bütün teşekkür ve acındırma mektupları imzalandı, üzerlerine pulları yapıştırıldı ve postaya verilmek üzere hazır. Kanepenin üzerinden montumu alıyorum. Denny’nin kayası kanepenin yaylarını eziyor. “Peki bu kayalara ne olacak?” diye soruyorum. Ön kapıyı açmış olan Denny, ben ışıkları söndürürken orada bekliyor. Kapı eşiğinden, “Bilmiyorum. Ama arsa, arazi gibi bir şey bu taşlar. Yani bilirsin işte, bir tür yatırım. Bunlar birer toprak parçası; ama birleştirilmeleri gerekiyor. Yani bilirsin işte, toprak sahibi olmak gibi ama şimdilik kapalı yerde” diyor. “Anlıyorum” diyorum.
   Dışarı çıkıyoruz; kapıyı kilitliyorum. Gökyüzü yıldızlar yüzünden puslu görünüyor. Son derece bulanık. Ay yok. Denny kaldırımdaki birikintiye bakıyor ve “Bence Tanrı dünyayı karmaşalıktan kurtarmak için önce bir sürü kayayı bir araya topladı” diyor.
Yürürken Denny’nin yeni takıntısı yüzünden gözlerim kayaların bulunabileceği boş arsaları ve yerleri tarıyor. Pembe bebek battaniyesi hâlâ ozunda katlı duran Denny otobüs durağına yürürken “Sadece kimsenin istemediği taşları topluyorum” diyor. “Her gece sadece bir kaya alacağım. Sonra ne yapacağımı da ileride düşünürüm” diyor. Bu çok garip bir şey aslında. Eve kaya götürmek. Arsa topluyoruz. “Şu Daiquiri adındaki kızı hatırlıyor musun?” diyor Denny. “Hani şu kanser beni olan dansçı kızı. Sen onunla yatmadın, değil mi?” Gerçek arazi çalıyoruz. Yeryüzünden toprak araklıyoruz. Neden olmasın?” diyorum. Biz arsa hırsızlığı yapan yasadışı bir ikiliyiz.
Denny, “Onun gerçek ismi Beth” diyor. Denny’nin kafasının nasıl çalıştığı göz önünde tutulursa, muhtemelen kendi gezegenini yaratmak için planlar yapıyor.

Advertisements