Tags

, ,

FUGUE I
an

Bir takvim duvarda çalışıyordu, gün be gün,
yapraktan yaprağa giden saltık ve eşit eğriler,
saatı izleyen saatla mevsimi izleyen mevsim
aynı düzenekte buluşuyordu köşedeki çingene
çiçekçiyle uzaktaki bir adayı yöneten prensi.
“Öteki içeride çalışıyor”, diyordu adam, Viyana
Saat Müzesi’nde, bir süredir kımıldamadan
bakarlarken: Kadranda yürüyen ince uzun
altından yelkovana. Öylesine yakınlardı ki
biribirlerine, duygulanıyordu birinin gövdesinde
amansız biçimde hızlanışı sabırsız zamanın –
ötekinde büsbütün durmaya yüz tutmuşken.


FUGUE II
hem de

Daha önce de kaçmıştı kendisinden kadın:
bir seferinde, anımsıyordu, yüzü gitgide
uzaklaşmıştı aynaların derin yüzünden,
gövdesi ufuğa doğru ufalarak sıyrılmıştı
belleğinden; bir seferindeyse mıhlanıp
kalmıştı kıpırtısız denizin sonsuz teninde
üzerine uzanıp kaldığı pusulasız sal.
Şimdi öyle değildi ama: Bindikleri tren
ıssız koyağın içinde hızla uzaklaşırken
bir istasyonda bekleyen kendisine hem de
yaklaştığını anlıyordu: İçindeki, siren.

FUGUE III
kan

Sonra karanlık çöktü dört bir yana.
Tam, eksiksiz bir geceydi bu; ender
gördükleri tam, eksiksiz gecelerden biri.
Ne bir ses duyuluyordu dışarıda,
baksalar, ne de bir tek ışık oku olsun
geçip gidiyordu simsiyah boşluğun ortasından.
Bakmıyorlardı zaten: Gözleri birbirlerinin
karanlığından bekliyordu bir tek, tırmansın
akkor kan.


FUGUE IV
duman

Ten tene geçecekti, tırnak tene.
İçeride hızla çalıştığını duyuyordu kadın
pompanın, içinde hızla çalışıyordu ateş.
Har ve duman, köz ve dağlanma,
karışıyordu zihnindeki görüntüler – 
büyük bir ocakta ergiyor muydu madde,
yoksa tırmanıyor muydu kraterlerde lav,
sallanan kenti kaskatı kılmazdan önce,
kopup yükseliyordu başı, neden sonra duman.


FUGUE V
nerede ne zaman

Bir yerde bir zaman başlamış olmalıydı
bu yolculuk; bavullar, çantalar, şemsiye
ve geniş kenarlı şapka, gözlük ve ince şal,
yemek vagonunda alpaka çaydanlık ve dem,
kremalı bisküviler ve damakta soluk iz,
Slav ovaları, Bohemya ormanları, bir gün
Toskanya kasabaları, tuz gölleri bir başka
gün ve dolunayın peşisıra kuzey kıyıları,
katlanmış bir haritanın kıvrımlarında
dolaşıyordu içlerindeki mahzun pusula.
Nerede ne zaman başlamıştı bu yolculuk
ve neden gidiyorlardı topraktan suya,
biri ötekinin soracağından belli ki
çoktan korkmuş.

FUDUE VI
an

Sabaha doğru söndü ateş. Son cılız alev
közlerin ortasında kırılgan dansıyla
mavmavi dolandı ve bir kez daha, son,
sarıya dönüp kaybolurken tan ışıdı
ve battaniyesinin altında büzüştü kadın,
ışığın ağır ağır adamın yüzüne doluşunu
izleyerek bir an dalacak oldu ama
hafif bir çıtırtı ile açıldı gün, önünde,
soğuyan küllerin arasından belli
belirsiz tüten uzun, yumuşak dumanda.


FUGUE VII
içiçe

     Her dilde farklı harflerle farklı hecelerin yanyana gelmesiyle farklı kelimeler kuruyor aynı anlam. Yaz aylarında neredeyse her gece geç saatta ışıkları söndürüp balkonda oturuyorlar. Karşıdan bakışımsız ve uyumsuz yanıyor ikidebir kırmızı gözleri. Tepelerden denize doğru sessizce akıyor kentin ışıkları, onlar gökyüzüne bakarken. Gökyüzüne bakmak! Kadın duran yıldızların arasından kayan yıldızları bekliyor ve durmadan soru soruyor: Ses hızı, ışık hızı, ışık yılı, gökadalardan kör karanlığa uzanan pek çok sonsuz telâşı biriktiriyor sözlerinde. Adamın aklı bulutlarda – her seferinde bu değişken değişmezliğin karşısında öylece duruyor olmak korkuyla dolduruyor onu. Biliyor ki, yanıtlarken seçtiği her kelimenin binbir dilde girdiği binbir kılık yetmiyor aradıkları anlamın giyinmesine. Yürüyor gece ve bakıyorlar gökyüzüne. Uzaklaşmak istedikleri kıyıya yaklaşıyorlar, yapayalnız, içiçe.


FUGUE VIII
far

Işığı kapatıp balkona çıktıklarında
tropikal yaz yağmuru iyiden iyiye
gecenin tenini deler olmuştu: Çıplak
gövdeleri sırılsıklam, soluklarını tutmakta
güçlük çekiyorlardı. Kaçarcasına uzaklaşan
bir arabanın farları yokuş aşağı çığırından
çıkmış akan yağmur sularını aydınlattığı an
içlerinden biri kendisini yüksekten boşluğa
doğru koyuvermek istedi – ama bir tek kımı doğmadan
öteki bunu anladı ve ona sımsıkı kapandı.

FUGUE IX
soru

Onüçünü ondördüne bağlayan gece
gördüm sizi düşümde – bir otel odasında
delik deşik uyku: Dolunayı kızıl siyah
bulutlar parçalıyordu durmadan artan
bir iştahla, bir de kararsız yağmur tabiî:
Koyu sıkıntılar çökmüş üzerinize, anlaşılan
bir sorunun olası bütün yanıtları kaybolmuş ve
birini aramışsınız şehirden şehire geçerek,
elinizde bir tek iz olsun kalmamış da
yanıbaşınızda belirmiş ölüm meleği – 
uyandığımda tanıyamadım boşluğu
bekleyen son som yüzmüş.
FUGUE X
mum ışığında requiem

     Mum söndürüldüğünde yayılan, bir süre havada dolaşan koku daha güçlü, kalıcı; bir gece önce söndürürülmüş mumun fitiline yaklaşan kibrit bir anlığına etkisini gösteren değişik bir koku yaratıyor: Uçucu, uçarı bir duyum, alev fitilin dibi çukurlaştığı için gitgide canlı, titremiyor da sallanıyor artık, ışık duvarlarda büyük oyunlar koyuyor sahneye, salon aynasından gölgeler geçiyor, kibrite üfleyip yerine oturmadan düğmeye basıyor adam, ilk notalar peşpeşe odaya dağılırken farkediyor ki seslerde ışık, sessizlikle karanlık arasında gelişen ilişkide kuralları belirsiz bir bütünlük kaygısı hâkim. Kadın bu gözlemlerden uzakta, karlı dağın eteklerinde bir kulübe kuruyor kafasında, uçsuz bucaksız beyazlığın ortasında okunaksız leke, kıvılcımlar sıçrıyor, siyah, beyaz, hiçbir şey kımıldamıyor: Ortalarında bir tek, duman.
Advertisements