Etiketler

, ,

TETİK 

Bakarlar: birdenbire sabah
ve hışırtılı bir ayla yıkanıyor
unutmuşlar ellerini suda.
Bırakın ellerini, deyin ki yorgun
deyin ki, sade elleri olsa iyi,
unutuyorlar ev adreslerini
sonra doğum günlerini acıyla,
bir de annelerini buğulu leylak.
Eskidikleri çarşıları unutuyorlar
esnaf kahveleri, terlikçiler
marangozlar ve depolar halinde.

Umudu umutsuzlukla değişiyorlar
daha kapanmak için kendilerine
biriktiriyorlar yağmuru yağmurla.
Birşey aramadıklarından yağmur
yol bitimini düşünmediklerinden

özlemediklerinden ahşap evleri.
Baksalar bir pul koleksiyonu
kitapları yırtan haşarı çocuk,
uzayan gölgeleri avluların.
Bakmazlar acılarından: sabahtır:
deniz kıpırdar renkli çakıllarla
göğü indirir bir karabatak
ormanı bitirir sülün,
ve çizgili defterleri bekler
acıyla da olsa yazılmak için.

Durmaksızın böyle yazarlar sabahı
kötü gümüşlere, ucuz altın suyuna
eperken açılan kepenklere.
Korkuyla aşılır taştan eşik,
siz çok geçtiniz olağan
belki de gündelikten bir sözcük,
onlar bilmiyor yoksulluktan
içlerinde hep geceyi kolluyor
ha düştü, ha düşecek o tetik.
Anlayın bu hüznü alkolün ötesinde;
tükenişin o eski laternası
sanki bir kış, gri ve soğuk
sanki çocukluğun ürkek eli;
kim kendini onarır başka bir hüzünle?
Sahi kadehi bir gemi gibi tutarlar
ıssız bir kıyı var gözlerinde,
yalnızlığı yalnızlıkla yatırırlar.
Islaktır bellekleri, anı defterleri,
tutunmuyorlar ne güne, ne geceye
çünkü bir kanat gerekli uçmak için.

Sade şaşırmak gibi bakıyor onlar:
saatlerimizi onaran ve sövülen,
bir vatman tramvaylarda,
hep karıştıran handaki odasını,
yıkadıkça üzülen, üzüldükçe yıkayan
yani kadınlar,
oğulları askere alan ordularla
ve uçaklarda bir gök gibi yanıltılan,
ya da yeşil erik çalan bir çocuk
bir türlü çıkamıyorlar gördüklerinden:

Çirkin bir sinema afişi 16.30
akşam gazeteleri çok uzun vapurlarda:
afyon kaçakcılığı, bir de cinayet
kaçakcılar, dağlardaki kaçakcılar
ve kimleri gizler arkalarında?
O trenlerle artırılan ürkeklik ,
hesap makinaları, bordrolar
işe alınma belgeleri git-gelin.
sivil polisler, inzibat erleri
üzgüyle serilen yataklar.
Şurda-burda sallanan bir beşik
yeni umutsuzluklara, şanssız ölümlere.

Hiç denk gelmeyecek para biriktirimi
caz müziği, esneyen obua
yükselen fiatlar ve hüzün
sadece hüzün, sadece hüzün, hüzün sadece.
korkunç uğultular ve sessizlik
yani kırdırılan bir grev
yani yine aldatıldı gece.

Böyle oluyor, böyle görüyorlar, böyle olacak
çünkü hayır demiyor kimse, ama kimse.
Doğum günlerini unutturuyorlar,
yorgun bir kuş: düşüyor elleri
çöle, içimizdeki, içlerindeki ışıksız çöle.
Soğuk, küflü bir çarşı içindeler
kapanan, açılan kepenklerle;
yalnızca geçmişi biriktiriyorlar
yasalar, aile resimleri
ve 93 savaşından.

Baksalar kıyıda bir sandal
ağ ören sıcacık eller
denizin o bitimsiz aşkından.
Şuracıkta bir bayram yeri
baksalar korkunç bir dayanışma
yani yenildi apaçık hüzünler.

Ama hayır demiyor kimse, ama kimse
anlayın, anlayın bu çıkmazı
hepiniz olduğunuzun ötesinde.

Reklamlar