Tags

, ,

Değiştirmeler

1

Dönebilir miydik soluk güllerle,
Nemli göklerindeyken mevsim.
Adanacak gün yitiverdi böyle.

Yolda arpalar gibi döküldükçe,
Tartıya kalmaz sözcüklerim,
Dönebilir miydik soluk güllerle!

Ayrık gibi sürer geçmiş gelende,
Ben yağmurun kum saatiyim,
Adanacak gün yitiverdi böyle.

Testide şarap köpürürcesine,
Arınacak nem kaldı benim,
Dönebilir miydik soluk güllerle!

Nice göğün düşüp öldüğü yerde,
Taşın ilkçağıdır yüreğim
Adanacak gün yitiverdi böyle.

Çıtırtılarla bölünüyor gece,
Kuru böcekten bir değişim,
Dönebilir miydik yaban güllerle!

Adanacak gün yitiverdi böyle.

2

Toprağın ne güzel güniydi!
Bir el gibi ibrişim sepetinde,
Sabrımızın büyülediği.

Yaşlı rüzgârların değdiği
Buzul sonu taşlardan belleğinde
Toprağın ne güzel güniydi!

Uzağa dalmış bir tay gibi
Yüreği titreten kokulu öğle,
Sabrımızın büyülediği.

Göğün camı gibi eğreti,
Salınmış arıların gelgitine,
Toprağın ne güzel güniydi!

Sessizliğin sahipsiz kenti,
Yalnızlık da yitiveriyor, düş de,
Sabrımızın büyülediği.

Kuşların telaşından belli,
Geç kaldık, ay yaprakları içinde,
Toprağın en güzel güniydi.

Gecemizin büyülediği.

3

Hep öğle vaktiydi, bezdim ölümden,
Ekimde sokak boyanırmış,
Sabahleyin tüten çayın renginden.

Kırlangıç sana bakardı, baksana,
Gök de şarap gibi ağarmış,
Melekler tortullanır sarnıcında.

Uyanma saatinin tırtılıydı,
Mevsimler yalvaçsız kalırmış,
Tapınaklar gibi lodosa karşı.

Konuşurdu kapıda çalgıcılar,
Bellek unutup aralanırmış,
Yağarken gözlerimiz önünde kar.

Havalanır aydan kuş sürüleri,
Soyağacı aya varırmış,
Tiz çekirgelerin çığlığı gibi.

Rüzgârlar beni bekliyor, kalamam,
Yüzyıl tunç rengini alırmış.
Sarıasma kuşunu unutmazsam.

Unutmayı bir hatırlasam!

4

Konuğumuz kalmadı, güne doğru
Buğulu ırmak sularının
Mora boyanması gibi bir şey bu.

Pencerede öğlenin ayak sesi,
Yanına hiçbir şey almadın,
Portakal bahçesinde yıldız gibi.

Bulgurumuz kalmadı, zenginiz de,
En yeni sözcüğü ağacın,
Yeniden öğreneceğimiz dilde.

İkindiyi bilirsin, boş sarnıcı,
Çınlama gibi tek kaldığın,
Unutulmuş dalgınlığın uğrağı.

Bunluğumuz kalmadı, rüzgârlarla
Dolaştık durduk sormaksızın,
Karanlık içinde karanlıklara.

Ve sessizliğin içinde sessizliği
Denedin, hem uzak, hem yakın,
Sessizlik daha sessizdir şimdi.

Belleğimizin tek bildiği.

5

Anıdan başka nesi olur ki tanrının,
Düşlemişti bir dünya düşünmediği,
Özyaşam öyküsüyle karıştırmaksızın.

Kaçardı coşkun sabah yemişleri gibi,
Kedilerin ürküttüğü yıldızlar,
Nic’oldu, ayışığından ne kalmıştır ki!

Yazgı çoğuldur, hep izdüşüm olur çıkar,
Gün başlıyordu söylenler içinde,
Belleğimin avunusuz göğü ağar.

Nedenini bilmiyorum, yoktu belki de,
Çıplak ayak gibiydi alışkanlık,
Uyuyan kırlangıç gibi, uyanan öğle.

O kadar şey vardı ki oysa, bakamadık,
Dünya gözüyle, neresi burası,
Sağduyunun anlamı gibi karanlık.

Benzetmişler mi, bulmuşlar mı ki bunları,
Duyularım yoktu ki algılayım,
Vazgeçtim, eğreti öngörümün kalkanı.

Kapıları açıp kaparken varım.

6

Deniz kızlarını beklerken,
Güneş yağmuru başladı denizde,
Akkor sanrıların töreni.

Nedir anlığımızdan geçen,
Sayıları da bilmem, nesneyi de,
Kokuların ayak sesleri.

Tanıdık bu dünya bir yerden,
Gözlerimi açıp kaparken mi ne,
Aklıma bir şey gelmişken mi!

Evcilleşmiş gün, suçlusun sen,
Bu yürümeyen öğlenin yedeğe
Aldığı usavurma gibi.

Deniz kızlarını beklerken,
İşte, tözün simgesi başlar gene,
Bir söz uçarılığındaki.

Nar gibi ikiye bölünen
Ruh eğer sürekli bakışık ise,
Yiter tanrıların töreni.

Yiteriz olduğumuz yerde.

7

Denizle karayı yan yana bulduk
Kuş sesi gibiydi tamayın komşuluğu
İğde kokarak dökülmesi yıldızların,

Sonra yağmurlar başladı ve soğuk
Taşlar topladık ama çekülümüz yoktu
Çatıyı kurmaya, yıkılmış bir duvarın

Dibinde üşüyerek çoluk çocuk
Sanki düşsel ayçiçeğinin varoluşu
Gibi dünyaya varacak güneşe yakın

Her şey bildiğinceydi, bir suskunluk
Ve acı çekmenin bilinmedik uğuru
Bildik bir totem gibi göğsünde sabahın

Diker karşımıza gözleri oyuk
Ve ayakları delinmiş Oidipus’u
Her akşam aynı töreni başka bir avın,

Çünkü doğada suç yoktur ve ufuk
Yalnızca ulu insan için kan kokusu
İle bulanır peşin verilmiş cezanın.

Çalışmanın tapınağına gir ve arın

8

Bir balığın gözetlediği dünya
Resim gibi akılda kalan
Ağırbaşlı göğün altında,

Unutuşun kıyılarını gördük
Tok umarsızlığı paylaşan
Ağıtlar gibi bölük pörçük.

Yelden ağırlıksız kelebeklerle
Bir ermiş gibi kanatlanan
Tüm beklentilerim nerdeyse,

Kavak yaprağınca yalazlanarak
Göz sessizliğinde uzaktan
Yüreğin zamanı doğacak,

Ve sonra yaz öğlesi yaprağının
Kutsal rüzgârları taşıyan
Övünüsüz sabrına yakın,

Benim sözcüklerim, kulaklarında
Böcek sesleri ile ağan
Bilinmeyenin doruğuna.

O mudur, ben miyim konuşan.

9

Kan kardeşim değildir yazgı
Kömürsüz şafakları aşındırdım
Koyu kan rengindeki yazgı.

Gördüm acılığın tamaylarını
Saklanmış defneydi umarsızlığım
Kan kardeşim değildir yazgı.

Esrik yüreğin adımları
Sulara çarpan bir geceydi kanım
Koyu kan rengindeki yazgı.

Buldum giderayak tarlayı
Savrulmuş arpam, yulafım, buğdayım
Kan kardeşim değildir yazgı.

Sabahın uyandırmadığı
Gökteki fitilli lambayı kıstım
Koyu kan rengindeki yazgı.

Geçtim yürüyerek azmağı
Karanlığı elimle yoklayayım
Kan kardeşim değildir yazgı.

Bulayım kendi ışığımı.

Advertisements