Tags

, ,

“SEN NE DERSİN?”
Nama Kralı Anum-Hirbi’nin Kaniş Kralı Warşama’ya gönderdiği mektupta yazıldığına göre, Eski Mısır’da mavi bal kusan bir şahin vardı. Rahipler bu kutsal kuşun ne ile beslendiğini bir türlü bulamadılar. Belki de hiçbir besin mavi balın yaratılmasında işe yaramıyordu ve şahin bunu biliyordu, kendini yaşamdan daha yüksek bir gerçeğin buyruğuna vermişti. Fakat amacı kendi olan bir çaba da değildi mavi bal. Nitekim Mısır şahini öldüğünde hiçbir rahip bunun farkına varmadı. Ortada mavi bal duruyordu sadece. Mısır şahini ruhunu nesnelleştirmek için yaşamıştı.
Ve buna inanılmadı. Çünkü yaşamda neden-sonuç ilişkisi yoktur. Bir köpeğin nedensiz dolaşmasıdır o. Tasa, nehir kıyısında dolaşırken killi topraktan bir parça alıp ona biçim verir. Bir şeler var Hades ülkesinde bile, içinde can yoksa bile bir ruh var, bir gölge. Sonra Jüpiter’den ona can vermesini ister. Dünyada en güç olan ad vermektir. Bütün adlar uydurmadır ve dil bundan doğmuştur. Ona “humus” adı verildi. Düşünen özne, ruhsal düşünme olayı, düşünülmüş olan düşünce içeriği, düşüncenin yöneldiği konu ve ah düşüncenin dile getirildiği deyiş biçimi… Tek başına düşünce, hiçbir zorunlu sınıra rastlanmyan bir bulutsuyu andırır ve ego seçmedikçe hiçbiri yoktur. Dilinden ve anlığından kurtulunca, gerçekliği anladım. Bunu başarmak zordur. Patroklos’un hayaleti Patrokles’e benzer, aralarında sadece “tasa” ayrımı vardır. Sen ne dersin?
Bir derviş varmış, deli olup olmadığını bilmiyoruz, kimi gün birinin yolunu çevirir “Peki, sen ne dersin?” diye sorarmış. Boş verip geçmişler başlangıçta; fakat derviş sorusunda direndikçe kasabayı bir düşüncedir almış: Dervişin sorusunu bir yanıtlayan çıkmayacak mı? Ama bunu herkes yalnızken kendi kendine düşünürmüş, başkasına açmaya utanırmış. Bilemedim demenin korkusu. Öyle ki dervişin sorusu ile karşılaşanlar, bunu gizlemeye başlamışlar artık, “Bana bir şey sormadı” diyorlarmış kahvede. “Hele bana sorsun da, bakın nasıl yanıtlarım” diyenler de çıkmaya başlamış. Dervişi öldürmüşler, neyi sorduğunu da unutmuşlar.
Yaşam çok basittir, bütün güçlük bundan kaynaklanıyor. Kişi dolaysız olarak ayırdındadır bunun. Her şeyden önce ellerimizi kullanmalıyız. Bir gün ay bize öteki yüzünü gösterecek ve işte o zaman bütün ruhsal etkiler bilince mal olacak. Yaşanan yerin cehenneme dönmesi değil de nedir bu! Düşünmenin belli bir biçiminde düşünce doğar. İyi ki egoya ulaşan bütün ruhsal etkiler bilince mal olmuyor. Yoksa ne büyük, ne çekilmez bir yük olurdu bu. Soyutla somutu hep birbirine karıştırdım. Kaderin tabletlerini okudum. Artık çıkıp dolaşacağım, konuşmayı unutmak için insan renklerin yasalarını incelemeli.
Advertisements