Etiketler

, ,

ESKİ BİR ÇAKAL

Bir çakal uluması kulaklarımda,
Çocukluğumun hasat gecelerinden kalma.
Göçtüğümüz tarlada , yıldızlı gök altında
Yorganı başıma çekerdim korkuyla.
Ben çok küçük tanıştım, kervan kıran acıyla.

  • Bilici hadi söyle beni bekleyen ne?
    Suya bak, aleve sor, göçebe rüzgârı dinle.
    Yeni bir kente gideceğim burda.
    Ne uğurlayan olacak beni,
    Ne orda karşılayan güvermiş bir sevinçle.
  • SU bulanık, duman alevi boğuyor.
    Rüzgâr suskun bu gece.
    Uzun uzun uluyor
    Bir çakal paslı sesiyle.
  • Ben eski bir çakalım,
    Kovuldum taşlandım bunca sene.
    Suç bende değil, bildiğim yok.
    Anımsanırım nedense
    Hep karanlık çökünce.
  • Bilici hadi söyle beni bekleyen ne?
    Ak kemikler serp kara toprağın üstüne.
    yakında gideceğim burdan,
    Hiçbir sokağından geçmediğim
    Anım olmayan bir kente.
  • Ay buluta giriyor,
    Kemikler seçilmiyor yerde.
    Uzun uzun uluyor
    Bir çakal paslı sesiyle.
  • Ben eski bir çakalım,
    çocukluğundan kalma herkesin.
    Ulumaktan yoruldum.
    Ama dönmüyor dilim
    Bir tek heceye bile.
  • Hey yolcu kurtulmayı düşünme benden,
    Unutmayı deneme.
    Seninle geleceğim gittiğin yere.
    Çık yola boşuna yanıt bekleme.
    Acıyım ben, hem biz hısım sayılırız seninle.
  • Öyleyse hiç durma düş peşime.
    Pusatsız, silahsız ve yaralı bir yürekle,
    Gidiyorum burdan
    Anım olmayan bir kente.
  • İşte rüzgârın çözüldü dili, duyuyorum.
    Alev sardı odunları,
    Kara toprak aydınlandı, görüyorum.
    Ama giden gitti, ne gelir elden!
    Acı, ah acı; acımasız biliyorum
Reklamlar