Etiketler

, ,

ÇIPLAK HAYALET

Bir mağara gerek
bir mağara gerek,
yorgun gönlüme.
Ne çok kırık yazı,
ne çok vedâ;
tenhalaşan cami avluları
cenazelerde;
sayısı azalan mektuplar,
“çal, çal
şenlensin viraneler” diyen
zamane;

patlayan bir yıldız gibi
dibine çöken Dil,
kederden ürken Dil!

Bir mağara gerek, mağara
ateşi harlamak için.

Ey alev! Parla,
varoşların burcundan doğ;
işareti ver sürünene
karakollarda öldürülenin hısmına,
cop sokulmuşun rahminde açan ura.

Yitik oğullar, yitik kızlar
hortlayın, hortlayın!
Kuşatın vehimleri,
içine sızın bayramlaşmaların.

Ey evlerde basılanların
imdadına yetişmeyen Hızır!
Açıldı gözünde yeşimden lahit
dört yaşındaki yetimin.
Ama nerde ceset?
Kıyamın simgesi
öfkenin körüğü ceset.

Açın örtüsünü! Görünsün kamuya,
aşkın verilememiş gülü
işlenememiş cinayeti.
Açın da şakağındaki kurşun deliğinden
sokağa çıksın, sokağa
cumhurun süslenmiş bulvarına,
yazılarda ve bedenlerde
delirtemediği delilik.

Gömmeyin. Bırakın koksun,
kara veba gerek
bu “ayy inanamıyorum” diyen
görüntü çocuklarına.

Ey ceset!
öpüşlerde dehşet bulaştır;
rutinleşti artık
fücur ve fuhuş.
Yan odada dişlerini bileyen vampirim,
sana teslim bu boyun, bu dudak;
söyle bana
hangi şahdamar sana layık?

Gövdemin girdaplarından geçtim
“boğ beni” diye inleyerek:
eğildim uçurumuna menekşenin
gözümde karanlık bir seğirti;

-ne var daha güzel
ölümün dalgınlığından-
diye sormuştum ki kırılgan
aynanın altındaki aynaya,
aldanış değil mi her şey?
diye sordu. Boynumda gezdirdim
jileti: Tene ve tine işleyen
karanlık koku. Periler
ve zebaniler vakti.
Dağlayın göğsümü.
Tütsün, yıllarca
tütsün,
herkesin külü.

Kükürtten, kurşundan
kar sesinden 
doğdun sen
ey kentin üstündeki
çıplak hayalet .

Reklamlar