Tags

,

Italo Calvino, Atalarımız üçlemesinin ilk kitabı İkiye Bölünen Vikont’u bir söyleşisinde dile getirdiği gibi, 1952 yılında oyun olsun diye yazmaya başlamıştır:
“İkiye Bölünen Vikont’u yazmaya başladığımda, öncelikle eğlenceli bir hikâye yazmak istiyordum, hem kendim eğleneyim diye hem de mümkünse başkaları eğlensin diye: Aklımda ortadan ikiye biçilmiş bir adam imgesi vardı; bu ikiye biçilmiş adam konusunun, insanın bölünmüşlüğünün anlamlı bir konu olacağını, çağdaş bir anlamı olacağını düşündüm: Hepimiz bir biçimde kendimizi tamamlanmamış hissediyoruz, hepimiz bir yanımızla kendimizi gerçekleştiriyoruz, öteki yanımızla değil.”
Savaştan dönen ve savaş sırasında bedeni ikiye bölünen Vikont Medardo’nun tuhaf hikâyesi yeğeninin ağzından anlatılıyor. Vikontun bedeninin bir yarısında “iyi”, diğer yarısında “kötü” kişiliğin uç noktaları yaşamaktadır ve bunların tekrar bir araya gelmesi olanaksız görünmektedir. 

I
Türkler’le savaş vardı. Dayım, Terralbalı Medardo vikontu Bohemya Ovası’nda Hıristiyanların ordu-
gâhına doğru at sürüyordu. Peşinden de emir eri Curzio gidiyordu.

Leylekler alçaktan uçuyor, beyaz sürüler oluşturarak, donuk, dingin havayı yarıyorlardı.

— Niye bu kadar çok leylek var, diye sordu Medardo, Curzio’ya. Nereye gidiyorlar?

Savaşa katılmış olan komşu dükleri hoşnut etmek için henüz gönüllü yazılmış olan dayım, daha acemiydi. Hıristiyanların elindeki son kaleden bir atla, bir emir eri sağlamış, İmparator’un karargâhına gidiyordu.

— Savaş alanına gidiyorlar, diye kestirip attı emir eri. Yol boyunca bize eşlik edecekler.

Vikont Medardo, o yörede uçan leylek görmenin iyiye işaret olduğunu öğrenmişti, leylek gördüğü için sevinmeye çalışıyordu. Ama elinde olmadan, kaygılı hissediyordu kendini.

— Bu çöp bacaklı kuşları savaş alanına çeken ne acaba, Curzio, diye sordu.

— Kıtlık tarlaları perişan ettikten, kuraklık ırmakları kuruttuktan bu yana, diye karşılık verdi emir eri, artık onlar da insan eti yiyorlar. Ölülerin bulunduğu yerlerde, leyleklerin, turnaların, flaman kuşlarının yerini kargalarla akbabalar aldılar.

O sıralarda dayım ilk gençliğini sürüyordu; duyguların karışık bir coşku halinde olduğu, iyi ile kötü nün daha ortaya çıkmadığı çağı, ölümcül, kıyıcı bile olsa, her yeni deneyimin etkileyici, yaşam sevgisi dolu olduğu çağı.

—Peki, kargalar, akbabalar, öbür yırtıcı kuşlar nereye gittiler, diye sordu. Yüzü sararmıştı, ama gözleri işiyordu.

Emir eri, esmer, bıyıklı, gözlerini yerden kaldırmayan bir askerdi.

—Vebadan ölenleri yiye yiye onlar da vebaya yakalandılar, dedi, mızrağıyla kara çalıları göstererek. Daha dikkatle bakınca, bunların çalı olmayıp yırtıcı kuşların tüyleri ya da kurumuş bacakları olduğu anlaşılıyordu.

—Kuşun mu, yoksa insanın mı daha önce öldüğü, hangisinin karnını doyurmak için ötekinin üstüne atladığı bilinmiyor, dedi Curzio.

Advertisements