Etiketler

,

TİYATRO OYUNU TASLAĞI I

 
(Rough for Theatre I)
 
Çeviren: Uğur Ün
 
1950’li yılların sonlarında Fransızca yazılmıştır. İngilizce çevirisi ilk kez 1976’da Grove Press’ce, New York’ta yayınlanmıştır.
 
 
 
(Sokak köşesi. Yıkıntılar. Açılır kapanır bir iskemleye oturmuş olan kör A kemanını gıcırdatır. Üzerine bir çanak yerleştirilmiş keman kutusu yanında yarı açık ve diklemesine durur. A çalmayı bırakır, başını sağ kulisten yana çevirir, dinler. Sessizlik.)
 
    • A: Yaşlı fakire bir sadaka, yaşlı fakire bir sadaka. (Sessizlik. Yeniden çalmaya koyulur, yeniden durur, başını sağ kulise doğru çevirir, dinler. B bir sırık yardımıyla hareket ettirdiği tekerlekli sandalyesinde girer. Durur. Snirli.) Yaşlı fakire bir sadaka.
  • B: Müzik! (Susar.) Bir rüya değildi demek ki. Nihayet. Hayal de değildi, hayaller sessiz oluyor, benim de hiç sesim çıkmıyor. (İlerler, durur, çanağın içine bakar. Heyecansız.) Zavallı biçare. (Susar.) Artık geri dönebilirim, gizlisi saklısı kalmadığına göre. (Geriler, durur.) Bir araya gelip de ölüm bizi ayırana kadar beraberce yaşarsak işler değişir tabii. (Susar.) Buna ne dersin Billy, size oğlum gibi Billy diyebilir miyim? (Susar.) Arkadaşlıktan hoşlanır mısınız Billy? (Susar.) Konservelerden hoşlanır mısınız, Billy?
  • A: Hangi tür konservelerden?
  • B: Salamura sığır eti, Billy, salamura sığır eti. Yaza kadar vücudu ve ruhu sağlam tutmamız gerek. (Susar.) Hayır mı? (Susar.) Bir parça da patates var, iki üç kilo. (Susar.)  Patates sever misiniz Billy? (Susar.)  Onları filizlenmeye bırakır, sonra vakti gelince toprağa gömerdiniz, denemeye değerdi. (Susar.) Ben yeri seçerdim, siz de toprağa gömerdiniz. (Susar.) Hayır mı? (Susar.)
  • A: Ağaçlar nasıl?
  • B: Söylemesi güç. Biliyorsunuz kış. (Susar.)
  • A: Şu anda gündüz mü yoksa gece mi?
  • B: Eee…(Gökyüzüne bakar.)…gündüz denilebilir. Güneş yok tabi, olsa zaten sormazdınız. (Susar.) Düşüncemi izleyebiliyor musunuz? (Susar.) Aklınız başınızda mı Billy, aklınız bir parça olsun başınızda mı?
  • A: Peki, aydınlık mı?
  • B: Evet. (Gökyüzüne bakar.) Hava aydınlık, başka bir sözcük bulamıyorum. (Susar.) Tanımlamam şart mı? (Susar.) Bir fikir edinmeniz için bu aydınlığı tanımlamam gerekiyor mu?
  • A: Bana öyle geliyor ki burada kimi geceleri çalarak ve dinleyerek geçiriyorum. Eskiden akşamın olduğunu hisseder, hazırlık yapardım. Kemanımı, çanağımı yerleştirir, o elimden tuttuğunda, ayağa kalkmaktan başka bir şeye gerek duymazdım. (Susar.)
  • B: O kim?
  • A: Benim kadınım.(Susar.) Kadının biri. (Susar.) Ama şimdi…(Susar.)
  • B: Ya şimdi?
  • A: Yola koyulduğum zaman, ya da bir yere geldiğim zaman, ya da orada olduğum süre içinde, gece mi yoksa gündüz mü hiç bilemiyorum.
  • B: Hep böyle değildiniz. Başınıza neler geldi? Kadınlar mı? Kumar mı? Tanrı mı?
  • A: Ben hep böyleydim.
  • B: Yapmayın.
  • A: (Şiddetle.) Ben hep böyleydim, karanlıkta çömelmiş, yedi iklim dört bucakta kemanımla hep ama hep aynı şeyleri tıngırdatır dururdum.
  • B: (Şiddetle.) Bizim de karılarımız yok muydu? Seninki elinden tutar yol gösterir, benimki de sabah yeniden yerleştirmek üzere, akşam beni koltuğumdan kaldırır, sokağın köşesine kadar arkamdan iterdi, aklımı yitirene kadar öylece sürdü.
  • A: Sakat mısınız? (Heyecansız.) Zavallı biçare.
  • B: Tek bir sorun vardı: Dönüş. Sık sık, dümdüz gidip bir dünya turu yapsam çırpınmalarımdan daha kısa sürmez miydi diye düşünürdüm. Geri geri giderek eve dönebileceğimi anladığım güne kadar sürdü bu. (Susar.) Diyelim ki A noktasındayım. (Bir parça ilerler, durur.) B’ye kadar ilerliyorum.( Bir parça geriler.) Ve yeniden A’ya dönüyorum. (Çoşkuyla.) Düz çizgi! Boş alan! (Sessizlik.) Sizi heyecanlandırmaya başlıyor muyum?
  • A: Kimi zaman ayak sesleri duyarım. İnsan sesleri. Birileri, yeniden oturmak ya da unuttukları bir şeyi ya da ter terkettikleri birini aramak için yeniden dönüyor derim kendi dendime.
  • B: Dönmek mi? (Susar.) Buraya kim dönmek ister? (Susar.) Hiç kimseye seslenmediniz mi? (Susar.) Bağırmadınız mı? (Susar.) Hayır mı?
  • A: Dikkatinizi çeken bir şey olmadı mı?
  • B: Bilirsiniz ya benim dikkatimi çekmesi için … Barınağımda, sandalyemde, karanlıkta, yirmidört saatin yirmiüç saati oturur dışarı adım atmam. (Şiddetle.) Ne dikkatimi çeksin istiyorsunuz? (Sessizlik.) Şimdi beni bir parça tanıdınız diye iyi geçineceğimizi mi sanıyorsunuz?
  • A: Salamura sığır eti mi demiştiniz?
  • B: Neyse, bunca zamandır neyle yaşıyorsunuz? Açlıktan ölüyor olmalısınız herhalde?
  • A: Ortalıkta bir şeyler bulunuyor.
  • B: Yenilecek türden mi?
  • A: Eh, kimi zaman.
  • B: Niye kendinizi ölüme terk etmiyorsunuz?
  • A: Genelde şanslı sayılırım. Geçen gün ayağımı bir ceviz çuvalına çarpmıştım.
  • B: Olamaz!
  • A: Yolun ortasında, ağzına kadar ceviz dolu küçük bir çuvaldı.
  • B: Bunu anladım da kendinizi neden ölüme terk etmiyorsunuz?
  • A: Bunu çok düşündüm.
  • B: (Rahatsız.) Ama bir türlü gerçekleştirmemişsiniz.
  • A: Yeterince mutsuz değilim. (Susar.) Yeterince mutsuz olamamak, hep mutsuz etmişti beni.
  • B: Ama her gün mutsuzluğunuz bir parça daha artıyor olmalı.
  • A: (Şiddetle.) Yeterince mutsuz değilim. (Susar.)
  • B: Bana sorarsanız biz birbirimiz için yaratılmışız.
  • A: (Anladığını gösteren bir hareket yapar.) Şu anda her şey nasıl görünüyor?
  • B: Bilirsiniz ya, ben … Hiç uzaklara gitmem, kapının önünde gider gelirim. Buraya kadar ilk kez uzanıyorum.
  • A: Ama hiç çevrenize bakmaz mısınız?
  • B: Hayır, hiç bakmam.
  • A: Karanlıkta geçen tüm saatlerden sonra hiç-
  • B: (Şiddetle.) Hayır! (Susar.) Etrafıma bakmamı isterseniz, elbette bakarım. Beni dolaştırmak isterseniz yolculuk boyunca gördüklerimi elimden geldiğince tanımlamaya çalışırım.
  • A: Bana kılavuzluk edeceğinizi mi söylüyorsunuz? Artık hiç kaybolmayacağım öyle mi?
  • B: Elbette. Size, yavaş ol Billy, büyük bir çöp yığınına doğru gidiyoruz, dönüp sola çark edelim diyeceğim, gerektiğinde.
  • A: Diyeceksiniz!
  • B: (Durumunu güçlendirerek.) Yavaş ol, Billy, yavaş, su birikintisinin içinde yuvarlak bir kutu görüyorum, çorba ya da kuru fasulye olabilir.
  • A: Kuru fasulye mi? (Susar.)
  • B: Beni sevmeye mi başladınız? (Susar.) Ya da ben hayal mi görüyorum?
  • A: Kuru fasulye mi? (Ayağa kalkar, kemanı ve çanağı iskemlesinin üzerine bırakır ve el yordamıyla tekerlekli sandelyeye gider.) Neredesiniz?
  • B: Buradayım dostum. (A sandalyeyi yakalar, körü körüne itmeye başlar.)
  • A: (Sandalyeyi iterek.) Ne kolay! Ne kolay!
  • B: Durun! (Sırıkla arkasına vurur. A sandalyeyi bırakır, geriler. Sessizlik. A el yordamıyla iskemlesine ulaşmaya çabalar, durur, kaybolmuştur.) Özür dilerim. (Susar.) Affet beni Billy.
  • A: Neredeyim? (Sessizlik.) Neredeydim?
  • B: İşte onu yitirdim. Beni sevmeye başlamıştı ki ona vurdum. Beni terkedecek, onu bir daha göremeyeceğim. Bir daha kimseyi göremeyeceğim. Bir daha hiçbir insan sesi duyamayacağım.
  • A: Yeterince işitmediniz mi? Hep aynı inlemeler, sızlanmalar, beşikten mezara değin.
  • B: (Sızlanarak.) Gitmeden önce bir şeyler yapın benim için.
  • A: İşte! Duyuyor musunuz? (Sessizlik. Sızlanarak.) Gidemiyorum. (Sessizlik.) Duyuyor musunuz?
  • B: Gidemiyor musunuz?
  • A: Eşyalarım olmadan hiçbir yere gidemem.
  • B: Ne işinize yarıyorlar?
  • A: Hiçbir şeye.
  • B: Ve onlar olmadan gidemiyorsunuz.
  • A: Evet (Yeniden el yordamıyla ilerlemeye koyulur, hareketsizleşir.) Sonunda bulacağım onları. (Susar.) Eğer büsbütün uzaklaşmadıysam bu arada. (Yeniden el yordamıyla ilerlemeye koyulur.)
  • B: Battaniyemi düzeltin, ayaklarım dışarıda kaldı. (A hareketsizleşir.) Kendim de becerebilirim ama çok uzun sürer. (Susar.) Benim için yap, Billy. (Susar.) Sonra artık eve dönebilirim, her zamanki yerime yerleşip kendi kendime, son kez bir insan gördüm, ona vurdum, o da bana yardım etti derim. (Susar.) Bana öyle bakmanız için bir neden mi var? (Sessizlik.) Ruhum neye benziyor? (A el yordamıyla ona doğru gider.)
  • A: Gürültü yapın. (B gürültü yapar. A ilerler, durur.)
  • B: Üstelik koku alma duyunuz yok.
  • A: Her yer aynı kokuyor. (Elini uzatır.) Elinizin eriminde miyim? (Elini uzatmış, hareketsiz durur.)
  • B: Bir dakika, bana karşılıksız bir hizmette bulunmayacaksınız ya? (Susar.) Ulu Tanrım. (Sessizlik. A’nın elini tutar ve kendine çeker.)
  • A: Ayağınız.
  • B: Ne?
  • A: Ayağım demiştiniz ya.
  • B: Bir bilseydim! (Sessizlik.) Evet, örtün ayağımı. (A el yordamıyla eğilir.) Diz çökün, diz çökün, daha rahat edersiniz. (Tam ayağının dibinde diz çökmesine yardımcı olur.) Orası.
  • A: (Rahatsız.) O halde bırakın beni. Hem size yardım etmemi istiyorsunuz hem de elimi tutuyorsunuz. (B,A’nın elini bırakır. A battaniyeyi karıştırır.) Bir tek bacağınız mı var?
  • B: Hepsi bu.
  • A: Ötekine ne oldu?
  • B: Çürüyordu, kesip aldılar. (A örtüyü örter.)
  • A: Oldu mu? (B görmek için eğilir.)
  • B: Biraz daha sıkı olsun. (A biraz daha sıkıştırır.) Ne biçim ellerimiz var. (Susar.)
  • A: (B’nin gövdesini elleriyle yoklar.) Geriye kalan her şey yerinde mi?
  • B: Şimdi ayağa kalkıp sizin için bir şeyler yapmamı isteyebilirsiniz.
  • A: Geriye kalan her şey yerinde mi?
  • B: Gerisi mi? Başkka bir yerimi kesip almadılar, eğer öğrenmek istediğiniz buysa. (A’nın eli daha yukarılara çıkarak yüze ulaşır, hareketsizleşir.)
  • A: Bu yüzünüz mü?
  • B: Evet. (Sessizlik.) Ne olsun istiyordunuz? (A’nın parmakları yüzde dolaşır, hareketsizleşir.) Bu mu? Yağ berem.
  • A: Kızıl mı?
  • B: Mor. (A elini çeker, diz çökmüş kalarak.) Ne biçim elleriniz var. (Susar.)
  • A: Hâlâ gündüz mü?
  • B: Gündüz mü? (Gökyüzüne bakar.) Dilerseniz. Başka bir sözcük bulamıyorm.
  • A: Birazdan akşam olmayacak mı? (B, A’ ya doğru eğilir, onu sarsar.)
  • B: Hadi Billy, kalkın, beni rahatsız ediyorsunuz.
  • A: Birazdan gece olmayacak mı? (B gökyüzüne bakar.)
  • B: Gündüz… gece… (Bakar.) Bazen dünya sanki akşamın griliğinde, kış ortası güneşsiz bir günde geliyor bana, (A’ ya doğru eğilir, sarsar.) Hadi, ayağa kalkın, beni sıkıyorsunuz.
  • A: Bir yerlerde ot var mı?
  • B: Göremiyorum.
  • A: (Ateşli.) Etrafta hiç yeşillik yok mu?
  • B: Bir parça yosun var. (Susar. A ellerini battaniye üstünde birleştirir ve başını buraya koyar.) Tanrım. Umarım dua etmeyeceksiniz?
  • A: Hayır.
  • B: Ağlamayacaksınız da.
  • A: Hayır. (Sessizlik.) Sonsuza kadar böyle kalabilirim, yaşlı bir adamın dizlerine başımı dayamış olarak.
  • B: Dizimde mi? (Hoyratça sarsarak.) Hadi, kalksana.
  • A: (Daha da yerleşerek.) Ne huzur. (B, A’yı hoyratça iter. A diz ve ellerinin üzerine düşer.) Dora yeterince kazanamadığı günlerde bana, sen ve armonikan derdi. Babanın madalyaları kıçına iğnelenmiş, boynunda bir kumbara dört ayak üzerinde dolaşsan daha iyi ederdin. Sen ve armonikan! Kendini ne sanıyorsun? Beni yerde yatırırdı o zaman. (Sessizlik.) Kendimi ne sanıyordum … (Sessizlik.) Bakın bunu hiç … (Sessizlik. Ayağa kalkar.) Hiç … (İskemlesine doğru el yordamıyla ilerlemeye koyulur. Durur, dinler, sessizlik.) Yeterince dinleseydim duyabilirdim, bir şeyler çağrıştırırdı.
  • B: Armonikan mı? (Sessizlik.) Bu armonika hikâyesi de ne oluyor?
  • A: Eskiden küçük bir armonikam vardı. Susun dinleyin beni. (Susar.)
  • B: Daha ne kadar böyle kalacaksınız?
  • A: Bütün bu sesleri dinlemek için saatlerce durabilirim. (Dinlerler.)
  • B: Hangi sesleri?
  • A: Artık bilmiyorum ne olduklarını. (Dinlerler.)
  • B: Ben onu görebiliyorum. (Sessizlik.) Ben-
  • A: (Yalvararak.) Susmayacak mısınız?
  • B: Hayır. (A başını elleri arasına alır.) Ben onu görebiliyorum, orada iskemlenin üzerinde. (Susar.) Billy, onu alıp kaçsaydım ne olurdu? (Susar.) Ha, Billy, buna ne dersin? (Susar.) Belki de bir gün, yaşadığı delikten çıkan bir başka yaşlı adam gelip burada sizi armonika çalarken bulurdu. Siz de ona eskiden çaldığınız küçük kemandan bahsederdiniz. (Susar.) Ha Billy? (Susar.) Ya da şarkı söylerken bulurdu sizi. (Susar.) Ha Billy, buna ne dersiniz? (Susar.) Orada armonikanızı kaybettiğinizden kışın soğuğunda karga gibi gaklarken bulurdu sizi. (Sırtına sırığı batırır.) Ha Billy?(A kafasını çevirir, sırığın ucunu yakalar ve B’nin elinden çeker alır.)
Reklamlar