Etiketler

, ,

de ki işte, Oruç Aruoba
de ki işte, Oruç Aruoba

HAZIRLANMA

Birgün güçlü bir zamk alırsın,
eve gider, kitaplığını boşaltıp
kitaplarını üstüste yere dizer,
sonra, her bir yığındakileri
sırayla, teker teker alıp
sayfalarını birer birer
birbirine yapıştırırsın, yine
üstüste yere dizersin.
Ertesi gün -zamk iyice
kuruyunca- kitaplarını eski
yerlerine yerleştirirsin. Yine,
aynı gün (ikinci, yani),
daktilonun tuşlarını birer
birer sökersin, bir torbaya
doldurur, dışarı çıkar,
torbayı sokaktaki çöp
kutusuna atarsın.
O akşam, bütün kalemlerini
çalışma masanın üstüne
dizersin, sonra, teker teker
alıp, dünden kalan zamkla
(büyük bir kutu olmalı)
mürekkep haznelerini iyice 
doldurursun (gerekiyorsa;
sökülmüyorlarsa, haznelerde
küçük birer delik açabilirsin),
yine, masaya dizersin-
onların kurumaları iki gün
sürer.
Bu arada (üçüncü gün, evi
iyice tarayarak, bütün
kağıtları, defterleri,
bloknotları, not kartlarını,
vb. (ajandalar dahil)
toplarsın, çalışma
odasında, yere üstüste
dizersin (farklı
büyüklüktekilerle farklı
yığınlar oluşturabilirsin).
Sonra her birini birer birer
alıp, bir makasla (çok keskin
olmalı) her bir yaprağı ya
da sayfayı ince şeritler
halinde (1/4 cm kadar
ende) keser, şeritleri
masaya dizersin. – Bu iş de
iki gününü alır.
Dördüncü günün akşamı,
gider, sokak kapısını
içeriden kilitler (evde
senden başka kimse
yoktur), anahtarı
pencereden dışarı atarsın.
Sonra, kitaplıktan en
sevdiğin üç kitabı seçer,
alır, çalışma masanın
üstüne koyar, iskemleye
oturur, gözlüklerini
takarsın.
Şimdi okuyup yazmaya
hazırsın.

DOSTLARI ARAMA

Bir sabah kendine koyu bir
kahve koyarsın, sıgara
tablasını boşaltır, yeni bir
sıgara paketi açar, bir tane
yakar, telefonu önüne çekip
defterini açarsın, – A’dan
başlayarak, sırayla-
dostlarını aramağa başlarsın.
Özellikle dikkat edeceğin, o
anda orada (o numarada) olma
olasılıklarının yüksek
olmasıdır; büroları sabah
(öğleye kadar) ve öğleden
sonra; evleri de akşam
ilerledikçe ararsın-
yurtdışındaki dostların için de
saat farklarını hesaplarsın.
Bu arada, kahven bittikçe
yeniler, sıgara tablası doldukça
boşaltır, sıgara paketi
boşaldıkça da, yenisini
açarsın.
Her seferinde, numarayı
çevirir, düşmesini bekler
(bazıları zor; ancak birkaç
çevirişte düşer), ilk zil sesi
bitince de telefonu kapatırsın.
Sonra, “Yok” dersin-
sonra, “O da yok”-
sonra, “İşte, o da”-
hep, “Yok” dersin.
Dostlarınla dolu bir gün
geçirirsin.

YOLCULUĞA ÇIKMA

Birgün gider, bir seyahat
acentasından, uzak bir
yere, tek-yön bir bilet
alırsın – o akşam kalkan
bir uçağa.
Eve döner, gardrobunu
açar, yanında götürmen
gereken gömlekleri,
pantalonları (gerekiyorsa,
kazakları, yelekleri,
ceketleri, paltoları) çıkarır,
yatağın üstüne serersin.
Bunlara yetecek
büyüklükte bir bavul seçip,
en alta ayakkabıları (yük
odasından; naylon torbaları
içinde), sonra giysileri;
pantalonları, gömlekleri…,
en üste de iç çamaşırları, 
çorapları (çekmeceden;
bohça içinde) yerleştirir,
bavulu kaparsın.
Başka bir -daha küçük;
belki omuzdan asma-
çanta seçer, çalışma
odasına gider, götürmen
gereken kitapları,
defterleri, kalemleri, vb.
seçersin – en sevdiğin, o
arada okuman gereken altı
kitap, o sırada yazdığın, o
arada yazman gereken
iki-üç defter, kalemlerin,
bir miktar kağıt (zarflar
içinde), vb.
Bavulun ve çantan hazırdır.
Sen de yolculuk ile
gideceğin yerin gerektirdiği
biçimde giyinirsin. Uçağın
kalkış saati yaklaşırken,
telefona gider, saatine
bakarsın; beklersin.
Tam kalkış saati, dakikası
gelince, ahizeyi kaldırır,
havaalanına gitmek için
taksi çağırırsın.
Tam vaktinde orada
olacaksın.

KURUYEMİŞLİ YAZMA

Bir akşam kuruyemişçiye
gider, kuruyemiş alırsın.
“Ayrı mı olsun, karışık mı?”
diye sorar satıcı. “Karışık”
dersin : biraz beyaz leblebi,
tuzlu fıstık, badem, Şam
fıstığı (kabuklu; kabuksuzu
çok pahalı), biraz da fındık
-tuzla kavrulmuş.
Satıcı kesekağıdını doldurur,
sallar, içindekileri iyice
karıştırır.
Evde, kesekağıdını büyücek
(yeterli büyüklükte) bir
-cam- kaba boşaltır, içkini
koyar, çalışma masana
oturursun.
Önce leblebileri teker teker
ötekilerin arasından seçer,
avucunda toplarsın – bir
yandan yer, bir yandan
içersin (-bir yandan da
yazacağını düşünürsün).
Kapta hiç leblebi
kalmadığından emin olunca
(iyice karıştırırsın kabı, emin
olmak için; emin olmalısın),
fıstıklara geçersin, onları da
teker teker seçer, toplar, birer
birer, kabuklarını kül
tablasına ayıklayarak  yersin;
onlar bitince (iyice emin ol),
bademleri, onların da 
kabuklarını  ayıklayarak
(hepsi ayıklanmaz;
ayıklanmayanlarını öyle,
kabuklu yersin; sonra
Şam fıstıklarını seçer
(kabuklarını tırnağınla
açarak (kabukları
açılamayanları kül
tablasına atarsın) – o arada,
yazacağını düşünmeye epey
uzun aralar verirsin); en son
da, pek sevmediğin
fındıkları yersin; zaten yalnız
onlar kalmıştır kapta; onları
ayıklaman da gerekmez –
bu arada içkin de bitmiştir.
Yaşamı anlamaya
başlamışsındır.
(-Şimdi ne yazacağını
biliyorsun.)

Reklamlar