Tags

Bu başlıkta size nasıl bir ülkede yaşadığımızı,
nasıl bir ülke haline geldiğimizi, getirildiğimizi
nasıl insanlar olduğumuzu anlatacak değilim.

Yakılarak yok edilmek istenen insanları tanımak;
onların kitaplarıyla, sazlarıyla, sözleriyle, fikirleriyle, çizgileriyle
olan bitenle hesaplaşmak gerek. Yok edilmek istenen şey aslında nedir?

Onları tanıdıkça sessizliğimizin ve yozluğumuzun neye hizmet ettiğini anlayacağız.

İyi olacağız, sevgiden yana olacağız.

Behçet Aysan

Metin Altıok

ACILARLA SORULARLA

İşte yine kapıldım
O can sıkıntısına;
İçimde bir tozlu

Sarnıç boşluğu,
Gitmekle kalmak 

Arasında karasız
Yürüdüm kederle

Dağlara doğru.

Yüzlerce soru
Vardı aklımda,
Kulaklarımda

Bir garip uğultu
Ölümü kullanamazdım; 

Bir yerlerde
Bilmediğim birilerine 

Belki ayıp olurdu.
Belki de hiç 
Ummadığım
Sevgisi tarazlı biri; 

Koparıp bana ilişik
Umudunu 

Bir kitabın arasında
Yamyassı 

Kuruturdu.
Bir gazetenin
Ölüm ilânlarında
Okuyup adımı, 

Öfkeye dönüştürürdü
Sandık kokulu 

Hüznünü
Ve ölümü inatla,

Yok yere savunurdu.
Ben bunca yıl 
Bunca insan tanıdım
Yüreği zehir dolu; 

Yine de insanlardan
Kesmedim umudu,

İnsan dedim
Yekindim; 

Paylaştım varı yoğu.
Ben neden 
Dudaklarının arasında
İğneler tutan 

Bir terzi suskunluğunu
Prova ediyorum 

Şimdi bu yol boyu
Kederle yürürken 

Dağlara doğru?
Neden kedi seven 
Bir insan
Olduğumu 

Biliyorum da
Kedisiz ve sevgisiz 

Getiriyorum
Yaşadığım günlerin 

Yaprak döken sonunu?
Cevapsız sorunun 
Boynu büküktür;
Hemen anlar 

Yetim olduğunu.
Ben neden hâlâ 

Duyuyorum avucumda
Bir çocuk elinin 

Sızlayan boşluğunu?
Hipodromda yatıp 
Kalkan bir adamın
Ölü bulunduğunu 

Yazdı gazeteler
Geçenlerde

Haber olarak.
Tokatlıymış

Ya da Çorumlu.
Bıraktığı nottan
Öğrenilmiş
Son isteğinin

Ölürse terminale
Götürülmek olduğu.

Hipodromda yatıp
Kalkan bir adam

Kimin umuru!
Acılarla sorularla
Tiftikledim
Bunca insanın

Mutsuzluğunu.
Düşündüm

Kendi sonumu.
Hayrettir;
İçim içime

Nasıl da sığıyordu!
Oysa ben kaç yıldır
Kaç acı eskittim
Unuttum

Kaç ölüm gördüğümü.
Bir omzumun

Alçaklığı ondandır;
Taşıdım kaç kişinin

Kanayan tabutunu.

Yıllar önce
Ölümü seçen sevgilim
Bunca sevgisizlik içinde

İyi biliyordu
Yetmeyeceğini 

İki kişinin birbirine.
Bu yüzden döşeğinde

Ölümle buluştu.

Gömdük onu geçiştirip
Polis sorgusunu.
Onunla birlikte

Neleri gömdük;
Bir akşam içkisinin

Coşkusunu,
Sevincimizi gömdük

Kürek dolusu
Yüzlerce soru
Vardı aklımda,
Kulaklarımda

Bir garip uğultu.
Ölümü kullanamazdım;
Bir yerlerde
Birilerine

Mutlaka ayıp olurdu.
Dostlardan uzakta,
Bir bozgun akşamında
Gerisingeri 

Dönerken kasabaya;
Baktım gökyüzü

Birden yıldızla doldu.
Akşamın serinliği

Alnıma vuruyordu.

 

Asım Bezirci

“bilelim ki tarafsızlık da, aslında sinsi bir uzlaşma, gizli bir taraf tutmadır. bir yana bağlanmadığını, tarafsız davrandığını, özgür olduğunu öne sürenler gerçekte egemen sınıfa (günümüzde burjuvaziye), onun eğilim ve beklentilerine bağlanmış, sunduğu ün ve kazanç tuzaklarına düşmüş olurlar.”

“burjuvazi, genel olarak, sahici nesnellikten hoşlanmaz. onun yerine öznelciliği, giderek bireyciliği koymak ister.[…]gerçekliğin, özellikle toplumsal gerçekliğin doğru olarak ortaya çıkarılması ise burjuvazinin işine gelmez. böylece, üretim ilişkileriyle mülkiyet ilişkileri arasındaki uyarsızlıklar ve onların doğurduğu toplumsal çelişkiler açıklanmış; baskı, sömürü, eşitsizlik, savaş vb. olguların kaynağı belirlenmiş; tarihin sozyalizme doğru zorunlu akışı öğrenilmiş olacaktır.[…]bundan ötürü sosyalistler taraf tutmaktan çekinmezler: işçi sınıfının tarafını tutarlar ve bunun hem nesnelciliğe, hem de tarihin akışına, hayatın yasasına uyduğunu iyi bilirler.”

Nesimi Çimen

günde bir yol duman çöker serime
elim ermez gidem kisbükârıma
kendi bildiğine doğrudur deme
var iki kamile sor deli gönül

Hasret Gültekin

 

Uğur Kaynar

Ne garip şey
kavuşamamak,
güneşi boynuma asıp,
umutlara maviler sermek.
Yanağında sevda beni
yüreğinde yara olup kanamak
ne garip.
“uğur kaynar sivaslıydı. şenliklere meraklı değildi pek… ama doğduğu topraklara duyduğu özlem çekti onu sivas’a…. birkaç kez fikir değiştirdiyse de sonunda gitmeye karar verdi.
katliamdan birkaç gün sonra ondan kalan eşyaları getirdiler eşi serap kaynar’a… onun hiç yanından ayırmadığı askılı bir deri çantaydı bu… yangından mucize eseri kurtulmuştu. içinden bir ehliyet çıktı, biraz para, bir paket bafra sigarası, kibrit, eşine hediye alınmış işlemeli bir cüzdan ve üzerine şiir karalanmış bir kağıt peçete…
peçetede şu sözler yazılıydı:
“öldüğümde / doğduğum yere gidiyorum / yıllarca süren bir hasret ve bilinmezliği / işte böyle yeniyorum.”

Asaf Koçak

 

Devam edecek…

Advertisements