Tags

, ,

I

Maddeyle karşılaşan su, maddeyle karşılaşan hava, onun düşünü eşeler. Biri ötekinde, biribirinde, Zaman’a ayarlı, uzun, upuzun, insanın alıştığı vakit birimlerinden taşan seyirdir. Hamle ve direnç, rastlantının ve gücün yoğunluğuna kalmış son ilişkiyi başlatırlar. Gün ve Tün geçer.

II

Ne zaman, neden terkedilmiştir? Yanıt çoktan kaybolmuş, soruyu da kendisiyle birlikte derine çekmiştir. Güneş kavurur. Yağmur, göğün bakışını indirip boyuna dener. Tuz, sinsi, oyar. Bütün ışıkların, bütün karanlıkların merkezinden süzülüp, gidenle kalan yüzleşecektir.

III

Her insanın belleğinde, çocukluk yıllarının kıvrımlarından birinde gizlenen, bekleyen, güçlükle oradan sökülüp çıkarılabilen bir rosebud çeşitlemesi, bir kelime olmasa bile bir görüntü, bir görüntü parçası, bir imge kırıntısı yer etmiştir, arasıra ya uykuyla uyanış arasında, ya da esrimeyle zihnin hepten boğulma sınırına varılan eşikte zonklar.

IV

Benimkisi hem bir avuç kelime -yazarken, onları tutmak için kağıdın önüne geçerken siliniyor; hem de bir görüntü, bir görüntü silsilesi – alabildiğine bulanık da olsa akış, zaman zaman belleğin bir kıvrımından sonra geri dönmek üzere ayrılıyor, yukarı tırmanıyor, tam kavuşacağım an sıvışıp gidiyor elimden, dibe iniyor, en dibe, ait olduğu yeri buluyor: Unutuş ile Anımsayış arası teğet.

V

Bir ada, bir adanın kıyısı burası, orası: Karanlık, bir firar hazırlığı içindeyim, mevsim güzden kışa bocalıyor, sağanak inmiş ve çekilmiş, ardında, ıssız ışığını bırakmış. O adanın, o karanlığın, o anın içimde kıpırdanan yüksek sır isteğini çağırdığını biliyorum.

VI

Uyuyakalmışım. Tek ses, tek ünlem çıkarmaksızın yanaşmışlar kıyıya, çekmişler tekneyi kumların üzerine, dilsiz hareketlerle boşaltıp gitmişler adanın içlerine doğru. Bir daha kimseyi görmeyeceğim. Belli belirsiz bir uğultu yerleşmiş teknenin her köşesine. Onu duyuyorum. Rüzgâr durduğunda, su dindiğinde, geride büyük fısıltı topağı.

VII

Saat, ağır bir anlama çalışıyor, tahtanın teninde. Kıymıklarda kırık heceler. “Martıların gagalarında gotik gümüş birer iskelet.” Yattığım yerden dinliyorum. Su ve hava gövdemi kemiriyor. Geldiğim toz, gittiğim zerre, gökyüzü üzerine topaklanıyor: Bir tanrı çizsem boşlukta hemen eriyor hatları.

VIII

“Buradayım, beni yadırga”. Bütün gövdeler gittiğinde, esrik iris içre titriyor gölgeler, gölge sanatları. Ahşabın kokusu genzime yer ediyor. Bir ben var şimdi bende çürüyor. Ne zaman kalkıp gittiysem kendimden, fosfor izlerim kaldı: Uzaktaki limanlar, korsan hayaletlerinden artmış tek bir küpe, sonsuza ertelenmiş karantina sabrı.

IX

Çivi, pas. Halat ve iplik ipek. Kuş, tüy ve kuru kan. Yuvarlak fıçı yazıları. Eprimiş yelken bezi hücreleri. Yosun belleği. Vakit sandığımızdan çok daha geç: Her kum tanesinde saklanan gerçek, içimdeki iki tohumun çattığı bir kayadan ufalanmış uçuyor.

X

Serseri Anlam! Bir tutuyorum seni, tutunuyorum, bir bırakıyorum: İçimdeki deli dizgin gövdeni kovduğu boşluktan neden sonra çıkageldiğinde bir tutuyorum seni, bir sakınıyorum.

XI

Buluta yüklediğim mürekkep
Kendine bir şimşek ânı ara.

Advertisements