Tags

, , ,

aasa.jpg
Apollonios
(Argonautika’dan)
MEDEİA
Sonra yaydı gece karanlığı yeryüzüne,
bakıyordu denizde gemiciler teknelerinden
Büyük Ayı’ya, Orion yıldızlarına. Gezginin de
bekçinin de uyku akıyordu gözünden,
gamlı bir uyku kaplamıştı çocukları ölmüş anayı,
duyulmaz olmuştu artık havlamalar kentte,
kesilmişti şamataları erkeklerin; basıyordu
sessizlik bağrına, giderek kararan kasveti.
Gelmiyordu bir türlü tatlı uykusu Medeia’nın
Aesonoğlu’na duyduğu aşktan, nice kaygı yüzünden
girmiyordu uyku gözüne. Korkuyordu çünkü
yabanıl gücünden boğaların, korkunç bir biçimde
öldürmelerinden İason’u Ares’in topraklarında.
Öyle acıyordu ki ona, yaşlar boşanıyordu gözlerinden,
yiyip bitiriyordu Medeia’yı yüreğinde yer eden acı,
yakarak geçiyordu derisinden, yumuşacık kaslarından,
en keskin dalışını yaptığı ense kökünden
ta diplere dek, yorulmak bilmez Aşk tanrıları
saplar saplamaz oklarını yüreğine. Ve göğsünde
küt küt atıyordu yüreği, bir kazana ya da bir bakraca
yeni dökülmüş sudan duvara yansıyan ışığın
titreyişleri gibi; hızla çalkalanırken su,
ışık nasıl bir sıçrayıp bir çarparsa sağa sola
kızın yüreği de öyle oynayıp duruyordu.
Düşündü bir an, versin İason’a bütün büyüleri,
tılsım yapsın diye boğalara; sonra vazgeçti birden,
en iyisi, kendi ölsündü; yeniden düşündü,
ne ölecek, ne büyüleri verecekti; katlanacaktı
yazgısına, taş basıp bağrına. Sonra oturdu;
bir gidip bir geliyordu aklında düşünceler
kuşkular içinde. Ve dedi:
          “Zavallı ben! Kötülüklerden kötülük beğen!
Şaşkına döndüm, derman yok gayrı benim derdime,
yakıp duruyor içimi acı dur durak bilmeden,
ölseydim keşke hızlı mızraklarından Artemis’in
gözlerim takılmadan ona, getirmeden Khalkiope’nin
oğulları Akha teknesini buraya. Bir tanrı, bir öfke
getirdi onları buraya acılar çekelim,
gözyaşı dökelim diye. Yazgısı ölmekse ovada
varsın ölsün savaşta. Hangi büyüleri hazırlarım
şimdi ben, ana-babamın arkasından? Ne derim onlara?
Nasıl bir tuzak, nasıl zekice bir tertip kursam
bana yardım edecek? Görürsem onu tek başına
yoldaşlarından uzakta, bir selam yollasam mı?
Ne şans bendeki! Ölse bile, tek umut yok
beni acılardan kurtaracak; zavallı bir kadın
olarak yaşayacağım o öldükten sonra.
Elveda utanç! Elveda iyi adım benim! Varsın
korusun güçlerim onu, gitsin gönlünün çektiği yere,
gitsin hiç incinmeden. Bana gelince, yarışmadan
galip çıktığı gün ölüp gideyim; ya ilmeği geçirip
boynuma sarayda, ya da içerek ölümcül ilaçlardan.
Yine de alay edecekler benimle öldüğüm zaman;
bütün uzak kentlerde çınlayacak alınyazım,
ve savurup adımı dudaklarından Kolkhisli kadınlar
hakaretler yağdıracaklar, eğlenecekler benimle:
‘Hani o kız, bir yabancı için onca kaygılanan,
öldürmüş kendini; yurdunu, ana babasını rezil eden
o kız, yenilmiş çılgın bir tutkuya.’ Hangi ayıp
benim olmayacak ki? Vah, şu çılgın tutkum!
Ayrılmak olacak benim için en hayırlısı
bu yaşamdan gizemli bir ölümle bu gece, kendi odamda,
öyle ürkülecek, korkulacak şeyler yapmadan,
uzakta her türlü kara çalmadan, yüzkarasından.”
          Böyle dedi ve gidip bir kutu getirdi
içi bir sürü ilaçla dolu, kimisi yaşam veren,
kimisi ölümcül; sonra ağladı koyup kutuyu dizine,
ıslattı göğsünü dinmeyen gözyaşları;
seller gibi ağladı acı acı kendi yazgısına.
Gevşetti yavaştan tokasını kutunun; geçti içinden
mutsuz kızın ölümcül ilacı içmek. Ama birden,
durdurdu onu duyduğu müthiş korku Hades’ten.
Ve sessizlikte öylece kalakaldı uzun süre
geçti gözünün önünden bütün o güzelim şeyler
yaşam boyu üstünde titreyip durduğu; bir bir
düşündü bütün hazlarını yaşamın; mutlu olan
arkadaşlarını düşündü bir genç kıza yaraşırcasına.
Güneş her zamankinden güzel doğuyordu,
yanıp tutuşurken yüreği bütün bunlar için.
Alıp dizinden kutuyu koydu bir kenara,
yardımıyla Hera’nın değişmişti şimdi düşüncesi,
bir gidip bir gelmiyordu artık düşünceler aklında.
Diliyordu şimdi bir an önce ağarsın diye tanyeri,
vermek için İason’a tılsım yapacak büyüleri,
yüz yüze gelsin diye onunla. Sık sık açıyordu
sürgüsünü kapının görmek için ağaran günü.
Birden sevinç kapladı her yanını, ilk ışıklarını
saçtığı zaman güneş, birer birer uyanırken
uykularından insanlar.
Advertisements